Dr. İsmail H. Yavuzcan:
13:08 - February 11, 2017
Haber kodu: 3461361
Ünlü Araştırmacı ve Yazar Dr. İsmail H. Yavuzcan, IQNA’ya verdiği röportajda, Almanya’da gençler ve mühtediler arasında aşırı dini grupların etkin olduğunu ifade etti.

Almanya’da gençler ve mühtediler arasında aşırı dini gruplar etkindir

Son yıllarda Almanya ve genel olarak Avrupa çapında birçok gelişme yaşandı. Bu hususta Avrupa’da günden güne yükselen İslamofobiden aşırı sağcı partiler ve radikal grupların faaliyetlerine kadar örnek verebiliriz.

Konuyla ilgli olarak ünlü Araştırmacı ve Yazar Dr. İsmail H. Yavuzcan’la gerçekleştirdiğimiz röportajı okurlarımıza sunuyoruz.

Avrupa'da cok uzun bir İslam tarihinin olmasına rağmen sizce müslümanlar neden hala yaşadıkları ülkelerin bir parçası olarak algılanmıyorlar?

Bence bunun sosyopolitik ve kültürel nedenleri var. Evvela müslümanlar genel olarak 1960’lardan beri göçmen olarak gelmiş durumdalar. Bu nedenle kısa bir sürede göç ettikleri toplumun parçası olmaları beklenemezdi. Ancak belli bir süre içerisinde o toplumun dilini ve toplumsal kodlarını öğrenebilirler. Bu da aradaki dini ve kültürel farklılıklarla orantılı. Farklar ne kadar belirgin ve çoksa uyum da o kadar gecikir. Bir de yerleşik toplumun hukuki, siyasi ve sosyo-kültürel olarak göçmenleri kabul edip etmemesiyle ilgili. Bu nedenle Avrupa’ya göçen Müslümanlar dil ve din olarak yerleşik toplumlardan farklılar. Bu da uyumu geciktiriyor. Çoğunlukta olan Avrupa toplumları da Müslümanları benimsemekte zorlanıyorlar. Ancak zamanla ciddi mesafeler kaydedildi, müslüman göçmen topluluğu artık salt işçilerden ibaret değil: akademisyenler, siyasetçiler, doktorlar, avukatlar vs. yetişti.

Karşılıklı olarak aidiyet duygusunun oluşması veya pekişmesi icin sizce ne yapılması lazim?

Ampirik araştırmalar şunu gösteriyor: yabancı düşmanlığı yani xenophobi yabancılarla az veya çok az kontağı olan ve yaşlı insanlar arasında görülmektedir. Bu nedenle ikili ilişkiler, yani okul, işyeri, pazar yerinde olan ilişkiler artırılması ve güçlendirilmesi gerekiyor. Bir birini tanıyan, saygı duyan insanların bir birlerini benimsemeleri ve dostça davranmaları daha kolay. Bunu sağlaya bilmenin de en önemli ve kalıcı tarafı göçmenlerin o toplumun dilini öğrenip, iş ve eğitim hayatına entegre olmaktan geçmektedir. Yerleşik toplumda dışarıdan gelenlere kucak açmak zorunda.

Mültecilerin Avrupa’ya gelmesiyle sizce müslümanların imajinda bir değişiklik olmuş mudur?

Özellikle Suriye, Irak, Afganistan gibi bölgelerden gelen Müslümanlarla birlikte müslüman imajı farklılaştı hatta biraz da olumsuz etkilendi diye biliriz, ancak bunun sebebi göçmenler değil. Ne kadar müslüman kimlikleri öne çıkmasa ve savaştan kaçan insan imajı olsa da, bir takım aşırı gruplar bu insanların müslüman olduklarına vurgu yapmakta ve yerleşik toplumların ve kültürlerin gitgide azınlık statüsüne düşeceğine dair propaganda yapılmaktalar. Ne kadar irrasyonel ve gerçekdışı bir algı olsa da birçok insan kendini tehdit altında hissediyor ve bu mağdur insanlara karşı cephe almakta, yüzlerce göçmen evlerine saldırılar düzenlenmekte veya camilere saldırılmaktadır.

Avrupa'da aşırı sağcı partilerin yükselişini nasıl değerlendiriyorsunuz? İnsanların korkularını anlayabiliyor musunuz?

Aşırı sağ ve faşist söylemler Batı toplumlarında hep olmuştur. Bu aslında yeni bir olgu değil. Irkçı söylemler modern toplumlarda her zaman alıcı bulmuştur. Ancak toplumsal huzuru ve barışı tehdit eder duruma gelmeleri hakikaten son senelerde hissedilir hala gelmiştir. Yoksa Fransa’da Le Pen, Avusturya’da FPÖ veya Almanya’daki Neo-Nazi gruplar yıllardır aktifler. Ancak son senelerde seçimlerdeki başarıları, onları daha da gündeme taşımıştır. İşsizlik ve göç gibi olgular insanları tedirgin ediyor. Bu korkuları ve endişeleri yok saymak mümkün değil. Kendini, kendini toplu içersinde dışlanmış, azınlığa düşmüş insanlar radikal partilere oy veriyor.

Avrupa'da camilere düzenlenen saldırıların sebebi nedir? Avrupa'da İslamofobi yaygın bir hale geldi mi?

Bazi araştırmalar İslamofobiyi şöyle tanımlıyor: Müslümanlara karşı saldırı, suistimal ve şiddet; Camilere, İslami merkezlere ve müslümanların mezarlarına saldırı; Eğitim sahasından, iş hayatında, ikamet ve hizmet ve mal götürmedeki diskrimine etmev ve Kamusal kurumlarda müslümanlara karşı saygısızlık veya onların ihtiyaçlarını gidermede yetersizlik. Bu tanıma baktığımız takdirde şunu söylebiliriz: İsalmofobi gitgide yayılmakta ve aşırı sağ partiler tarafından dillendirilmekte ve meşrulastırılmaktadır. İslamofobik kişiler, Alman ve/veya kendi dindaşları ile başbaşa kaldıklarında sıkıntı duymuyor, hatta ‘temiz’ toplum hayallerini kurabilmekteler: ‘Deutschland den Deutschen’ (Almanya, Almanlara) sloganı buna işaret etmektedir. Bu nedenle yabancılarla veya müslümanlarla tanışmaktan, tanıdıklarının yanında konuşmak veya onlarla hareket etmekten rahatsızlık duymaktadırlar. Bu nedenle onlar için çevrelerinde bir cami, ezan sesi veya kendileri gibi giyinmeyen ‘örtülü’ insanlar onların öz güvenlerini sarsmakta ve yetersizllik, aşağılanmışlık hissi ve hayal kırıklığına sebep olmaktadir.

Şehirlerde insanlar ‘ceamat’ (Gemeinschaft) olgusundan ‘cemiyet’ (Gesellschaft) olgusuna dönük bir kırılma ve değişim geçirirken geleneksel birlikteliklerin baskı ve nüfuzlarının yönlendirici etkilerinden kurtulma şansları doğmaktadır. Kırsal yerleşme yerlerinde ise bu tip imkanların olmamasından dolayı insanları farklı düşünmelerine imkan tanınmamaktadır. Bu nedenle yabancılara ilişkin görüşlerde çok belirgin bir şekilde şehir ve kırsal arasında farklılıklar gözlemlemek mümkündür. Düşmanlık duyguları besleyenlerin tepkisi köylerde ve kırsal kesimde daha fazla görülmektedir.

Müslüman toplumda sizce radikalleşme tehlikesi var mı, varsa hangi boyutta?

Gençler ve mühtediler arasında aşırı dini gruplar etkin. Uzmanlar Almanya’da 1990’lı yıllardan beri Selefilik’in yayılmasına yönelik hazırlıklar yapan vaizler olduğunu vurguluyorlar. 2000’li yılların başında beri bu vaizler daha dışa dönük olarak çalışıyorlardı. Bunlar burada doğmuş gençleri eğitiyor, örneğin Türkçe yerine Almanca vaaz veriyorlar ve gençleri yerleşik toplumdan soyutluyorlar. Gençlere gençlerin anladıkları dille sesleniyorlar. Radikallerin kurduğu cemiyet ve camiiler bu gençler için bir nevi aile vazifesi görüyor. Böylelikle gençlerin ‚ben neyim?‘, ‘benim toplumda yerim nedir?’, ‘müslüman olmam Almanya’da ne anlama geliyor?’ gibi kimlikle ilgili sorunlarına kendilerince cevap bulmuş oldular. Almanya'nın iç güvenlik kuruluşu BfV'e göre ülkedeki "radikal İslamcıların" sayısının 2011'de 3 bin 800 olduğunu, bu sayının geçen sürede 9 bin 700'e yükseldiğini duyurdu.

Çıkan haberlere göre Almanya'dan IŞİD'e katılanların önemli bir bölümü Türk kökenli olduğu belirtildi. Habere göre, Alman devletin verdiği resmi rakamlara göre, 2015 yılı sonuna kadar Almanya'dan Suriye ve Irak'a giderek IŞİD'e katıldığı belirlenen 760 kişiden 190'ı Türk vatandaşı veya Türk kökenli. Almanya'dan IŞİD'e katılanların sayısı da yükseliyor. Alman Anayasayı Koruma Örgütü (BKA) verilerine göre, 2016 yılı Mayıs ayına kadar Almanya'dan IŞİD'e gidenlerin sayısı 820'ye ulaştı. Bu kişilerin üçte biri Haziran ayı itibariyle yeniden Almanya'ya döndü. Bugüne kadar Suriye ve Irak'taki çatışmalara katılan 140 militan ise hayatını kaybetti.

Bu nedenle hepimiz müslim gayri müslim bu konuda duyarlı olmak zorundayız.

Almanya'da İslam’ın resmi tanınmış bir din olması için hangi şartlar gerekli?

Alman anayasasının 4. Maddesi din özgürlüğünü güvence altına almaktadır; 7. Maddesi ise din dersini düzenlemektedir. Ancak Alman devleti dindarların sosyo politik haklarını düzenlerken kliseleri ve cemaatları dikkate almaktadır. Yukarıda da zikredildiği gibi, 7. madde din dersini düzenlemektedir. Bunu yaparken „dinsel topluluklar"dan, yani dini cemaatlardan bahsetmektedir; din dersi ancak söz konusu dini cemaatların onayı ile verilebilmektedir, zira ders, dini cemaatların temel ilkeleriyle uygunluk içersinde olmak zorundadır. Federal idari mahkemenin 2005 tarihinde verdiği kararla, dini cemaat olma statüsüne netlik getirilmiştir. Bununla birlikte belli düzeyde örgütlenmiş, belli üye sayısı olan, islami hizmetleri geniş bir alanda yürüten, devlet için muhataplık teşkil edebilen, süreklilik arzeden ve bu güvenceyi veren teşkilatlar dini cemaat olarak tanınabilecektir. İslami cemaatlarımızın bir çoğu maalesef bu şartı ya yerine getirmiyor veya bu konuda gerekli çabaları göstermiyor. Ancak ne var ki sürecin öncesindeki ve paralelindeki gelişmeler Müslümanlar nezdinde, ‘acaba cemaat olma şartı bir bahane mi?’ diye endişelere de sebebiyet vermiştir. Buna rağmen son senelerde Berlin’de , Kuzey Ren Vesfalya , Aşağı Saksonya ve Hessen’de belli cemaatlare din dersi yetkisi verilmiştir.

Almanya'da İslam din dersi alan çocuklarımızın sayısı az. Bu sorun nasıl giderilebilir?

Din dersinin yaygınlaştırılması özellikle daha önce de bahsettiğimiz cemaat olma statüsüyle ilgili. Bu konuda yetkililer işi ağırdan alırken, müslüman cemaatların da buna çok hazır olmadığını gözlemlemek mümkün. Eleman eksiliği de söz konusu. Farklı farklı eyaletlerde kurulan İslam İlahiyat Merkezleri bu açığı kapatmada önemli bir göreve sahip.

İmamların Almanya'da yetiştirilmesi sizce ne kadar önemli?

Hem Alman toplumu, devleti ve hem biz Müslümanlar burada kalıcı olduğumuzu ve binaenaleyh bu durumdan doğan haklara ve vazifelere haiz olduğumuzu anlamak ve gereğini yapmak zorundayız. Müslümanlar vergi ödüyor, ama dini hizmet almaktan mahrumlar, çoğunlukta çocukları din dersi alamıyor. Yurdışından gelen hocalar ise ancak belli bir süre Almanya’da kalıp tekrar memleketlerine geri dönüyorlar. Gelen hocalar insanlarımıza dini hizmet sunma konusunda çok ciddi hizmet ve fedakarlıkta bulunuyorlar. Ancak çoğu Almanca bilmiyor ve buranın sosyo kültürel şartlarına aşına değil. Bu nedenle ikinci, üçüncü ve dördüncü nesle yeterince hizmet sunamıyorlar. Bu nedenle burada yetişen gençlerden istifade etmek durumdayız. İslam İlahiyat Merkezleri İlahiyatçı yetiştirmede önemli bir fırsat. Ancak cemaatler imamlığa ve din hizmetlerine hevesli gençlere takviye eğitim sunmak zorundalar.

Etiketler: iqna ، İslam ، ، ، ، ، ، ، ، ،
İsim:
Email:
* Yorumunuz: